9 Nisan 2018 Pazartesi

BOYALA, RUHUNU OYALA



       Sesim çıkmıyor diye boş durduğu-mu sanmayın dostlar. Boyala,ruhunu oyala felsefesini icraya devam ediyo-rum.  Bilin bakalım ne boyadım?


Hayatı boyayasım var ama  bahtıma sehpalar,tepsiler ,takı kutuları ve en sonunda da bu fener düştü.







   

Bu felsefe iyice sardı. Ben varıp biraz daha oyalanayım. Bol boyamalı günlerde buluşmak dileğiyle hoşça kalın.

27 Mart 2018 Salı

BİR TATLI HUZUR




    Güneş,öğlen vaktinin hararetini evlerin çatılarına bırakıp ikindi vaktine doğru yol alırken, sıcaktan yorgun düşmüş tepeler akşamı bekliyordu. Aşağıda nazlı nazlı akan dere,sıcaktan bunalanları kıyısı boyunca uzanan kavakların  serin gölgesine çağırıyor;mahallenin sakinleri evlerinden çıkmış, günün rehavetinden sıyrılmaya çabalıyordu. Bu çatıların altında hayat akıp gidiyordu...
   Henüz çocuk denecek yaştaki kadın biraz da çekingen tıklattı kapıyı.
   Kapı  usulca açıldı. pembe beyaz yüzüne bembeyaz tülbenti yakışmış ev sahibi insanın ruhuna huzur veren bir gülümsemeyle içeri buyur etti misafirlerini.  genç kadın kucağında bebeğiyle biraz da çekingen kendisine gösterilen kapıya doğru yürüdü.
  Cam kenarlarında üzerine kırmızıları bol desenli bir halı serilmiş sedirleri,bembeyaz badanası,
yeşil kapaklı gömme dolabıyla  sakin bir günün aydınlığını kuşanmış bir odaydı burası.Birden dalga dalga bir huzurun bütün benliğini sarıp sarmaladığını duydu.
 Yeni gelmişlerdi bu minicik Anadolu şehrine. Burası da şehrin kıyıcığında,etrafı çanak misali tepelerle çevrili,yemyeşil bahçelerin içindeki  kerpiç evleriyle köyden hallice bir mahalleydi. Tren istasyonundan dolayı olsa gerek adı İstasyon  Mahallesi'ydi.Sakinleri bazen söylenir dururlardı."Atatürk şehrin buraya kurulmasını istemiş ama gidip tepeye kurmuşlar."
_Masumcuk kucağında durmasın kızım, yorulur onlar kucakta. Yatırıver şuraya!..
Daldığı düşüncelerden uyandı. Yeni tanışmışlardı. Karşı komşusuydu Safinaz teyze. Bugün de "yalnız kalma, gel, tanışıp kaynaşalım."diye çağırmıştı onu.
"Masumcuk"ne güzel bir sıfat...Bu ses şu garipliğimde nasıl da yumuşacık ...diye düşündü.
Ağlaması burnundaydı şimdi.
 _Öğretmenmişsin öyle mi kızım? Öyle duydum. Bizim mahalleye çıktı mı tayinin? Daha başlamadın ama görevine. Ben sadece Kur'an okuyabiliyorum. Bana da öğretsen ne güzel olur okumayı.

Boğazından bir hıçkırık kopacaktı neredeyse, yutkundu.
_ İstifa ettim ben teyzeciğim,sözleri dökülüverdi dudaklarından fısıltıyla.Sanki duyulmasından utanıyormuşçasına bir bakış attı etrafına.
  Bu küçücük belde hayallerinin durağıydı aslında. Bir çalıkuşu olmak istemiş, Allah,dualarını kabul etmiş, o da kanatlanmış,gelmiş, bu küçücük şehrin bir okuluna konmuştu...
 Safinaz teyzenin gözlerinden bir bulut geçti,insana dinginlik veren bakışları hayret ifadesiyle doldu. Birden anladı.
 _Eşin mi istemedi çalışmanı yavrum?
_....
_Peki!Ne yapacaksın?
_....
 Ne yapabilirdi ki? Direnmişti direnmesine. Ayrılmak istememiş,fakat sonunda çaresiz kalmış,istifa dilekçesini yazmıştı.
Şüpheyle baktı yüzüne Safinaz teyze: Neden ki kızım Huysuz mu kocan?
_Sakın!..
_ Hayır hayır. Başka hiçbir sıkıntımız yok. Çok iyi bir insan benim eşim ama nedense bu konuda çok katı. Kızımızı da kimseye emanet etmek istemiyor...
...

    Sabah serinliğinde otobüsten indi. İçinde coşku mu hüzün mü vardı bilemedi. Bu gelişte bir şeyler vardı ama ne? Güneş saklandığı tepenin ardından bir mücevher gibi çıkıp,pırıltılarını cümle mahlukatın üzerine bırakırken girdi mahalleye.
    Evler yine bembeyaz kireçle boyanmış-kadınlar mı yapıyor hâlâ badanayı- Bütün sokağı fesleğen  kokusu sarmış. Bu evler yine o evler; sıcacık,candan...Pencere önlerinde on bir aylıklar,sardunyalar gülümsüyor. İşte buldum evi -fakat Safinaz teyzenin çiçekleri nerede- 
     Eli  kapıya uzandı. Beyaz tülbentli bir kadının kapıyı açmasını  bekledi  gayr-ı ihtiyari.  Kendine gelmesi uzun sürmedi. O yeşil kapı griye dönmüş, bahçedeki süs havuzunun içi yabanî otlarla dolmuştu. Gözlerine yaşlar hücum etti. Yıllar geçmişti. Köprülerin altından çok sular akmış, o çok sevdiği öğrencilerine kavuşmuş,bu kapıyı kucağındaki masumcukla çaldığından beri iki masumcuk daha büyütmüş bir de torun sahibi olmuştu. Ancak Safinaz teyzesi yoktu artık. "Bunu bile bile niye geldim ki bu kapıya?"diye söylendi içten içe. Ama bir huzur vardı içinde.  Cam kenarlarında üzerine kırmızıları  bol desenli bir halı serilmiş sedirleri,bembeyaz badanası,
yeşil kapaklı gömme dolabıyla  sakin bir günün aydınlığını kuşanmış bir odanın ve gülümseyen,aydınlık bir simanın huzuru...
  Kavak ağaçlarının hışırtısı çoğaldı. Güneş ışınlarıyla oynaşan yapraklar yeşil- mavi menevişlerini  yollara dökerken yüreğinin derinliklerine saklanmış bir feryat duydu. Senin durağın burası,gitme,kal...
  Safinaz teyzenin pencerelerinde fesleğenlerle sardunyalar on bir aylıklarla söyleşiyor şimdi. Bahçedeki süs havuzunda nilüferler ilk çiçeklerini verdiler. Kavaklar gümrah yapraklarının gölgesini havuz başındaki masanın üstüne düşürmüşken sevdiceği bir dal kırmızı karanfili tam da onun görebileceği yere bırakmış..Bütün benliği;cam kenarlarında üzerine kırmızıları  bol desenli bir halı serilmiş sedirleri,bembeyaz badanası,yeşil kapaklı gömme dolabıyla  sakin bir günün aydınlığını kuşanmış  odanın zerrelerine sinmiş huzura sarınmış..Ve dudaklarında üç sözcük:Huzur bu duraktaymış meğer...
 



22 Mart 2018 Perşembe

MİM



Sevgili Ezgi beni de mimlemiş sağ olsun. Davete icabet etmek gerek.  Hadi siz de buyurun ,biraz daha tanışalım o zaman.

1.Nerelisin ?

Aslen Giresun'un Görele ilçesindenim yani has Karadeniz kızıyım da anca gönülde. Zira dört yaşlarımdayken  İstanbul'a  yerleşmişiz. Ben orada büyüdüm. Tayinim çıkınca çıktım İstanbul'dan.

2. Burcun nedir?

 Terazi olduğumu düşünüyorum. Bizim zamanımızda öyle şimdiki gibi aylar yokmuş. Ben beyaz elmaların toplandığı ayda doğmuşum. Rahmetli dedeciğim birkaç torun doğup birikince nüfusa gider,hepimizi toptan yazdırırmış. Laf aramızda bazen beni büyük yazdırdığından şüphe etmiyor değilim:))

3. Bloglarda en çok ilgini çeken nedir?

Blog yazarının samimi olduğunu hissetmem ve ciddiyeti önemlidir. Espriye evet ama iş cıvımaya varırsa orada yokum. İzlediğim blogların insani,milli ve manevi değerlere saygılı olması beni o bloga ve yazarına bağlar.  Hayatı sorgulayan ve ilginç konularda yayın yapan bloglar ve hobi blogları çok ilgimi çeker. 


4. En sevdiğin mevsim ?
İlkbahar desem sonbaharın gönlü kırılır,yaz desem kışın hatırı kalır.  Her mevsimin kendine has güzelliklerini severim ancak sonbahar tefekküre davet eden hüznüyle,ilkbaharsa  gözüme gönlüme verdiği şölenle hiçbir zaman sırayı birbirlerine vermezler.

5. Yabancı dil biliyor musun?

Çok utanıyorum ama hayır.

6. Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?)

Ooooo ,neler neler yaparım! Ya da yapardım diyeyim. Dikiş,kanaviçe,mefruşat...Bugünlerde ahşap boyamaya sardım. Bunu meslek haline getirmeyi diliyorum-İstediğim şartlar oluşursa-Ayrıca hiç vazgaçmediğim arkadaş toplantıları da zamanı değerlendirme yollarımdır. Bunun yanısıra tabii ki kitap okuma. 

7. En son hangi kitabı okudun?

En son Ömer Sevinçgül'den Hayat Sevince Güzel . Gençlik kitabıdır bu,diye başladım ama beni yanılttı dili ve anlatımı çok güzel. Tavsiye ederim.

8. Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın?

 Hangi birini anlatayım:))

9. Tuttuğun takım var mı?

Gençlikten kalma bir alışkanlık:Fenerbahçe. Fanatik değilim. Artık güzel oynayan her takımı takdir ediyorum.

10. Çantandan eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazar mısın?

Bak dinlerken yorulursun gel vazgeç bu sorudan. Ha, İlle de öğreneyim diyorsan br poşet peçete,ıslak mendil,gözlük kabı,şarj aleti,kışları ve sonbaharda şal, kalem,not defteri,bekleme yapacağım bir yere gidiyorsam mutlaka kitap hatta
el işi.


12. Ve son olarak blogundan hiç para kazandın mı ?

Hayır,zaten böyle bir amaçla açmadım blogumu. Gönlümden geçenleri duyurup gönüllerden geçenleri öğreneceğim dostlar istedim. 
 Evet,mimi bitirdim Allah'ın izniyle.Vatana millete hayırlı olsun derken kandilinizi can-ı gönülden kutluyor,hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hoşça kalın.




15 Mart 2018 Perşembe

ÇOK İŞİM VAR ÇOK!..




      Renklerle oynamayı seviyorum. Kanaviçe gözlerimi bir hayli yorunca kendime başka bir renkli dünya buldum. Boyama. Elime fırçamı alınca dünyayı unuttuğumu gördüm. Bu da iyi geliyor tabii ki. Yalnız bir sıkıntım var. Bana minicik bir atölye lazım. Hobi odasıyla olacak iş değil. Bir hayli karışıyor ortalık, temiz bir iş değil çünkü. Bir de hemen boyayıp bitireyim diyemiyorsun, katlar arasında beklemek gerekiyor. Yine de aklım fikrim boyamada. Teknikleri öğrenmek için epey mesai harcadım ama sanırım bir şeyler öğrendim. İstanbul, Samsun ve Rize'de dersler aldım. Nasip olursa zaman içinde iş haline getiririm belki, kim bilir?
 Son zamanlarda boyadıklarımı paylaşayım sizlerle.

           Açılışı rölyef pasta ve budak çalışılarak yenilenmiş sehpa takımı yapsın o zaman.


   
                                 
       İstanbul'da Gül Özdoğan Hoca'mla çalıştığımız kitap kutusu. Bu kutu aynı zamanda örnek bezi gibi oldu her yüzünde farklı bir teknik var. Bakın nasıl arz-ı endam ediyor.
                                                            
'
           

                   








  Takı kutusuna rölyefle boyutlu desen yapıldı ve yağlıboya eskitmeyle bitirildi. Onun da sahneden kolay kolay çekileceği yok.


         



             Bu da varak eskitme çerçevelerim. Gerçekten zorladı beni. Zar gibi varak yapraklarını    yapıştırmaya çalışmak zordu. O kadar emeğe sanki en mütevazisi de onlar gibi değil mi?


Yılların saati de yeni kıyafetini kuşandı.
                                   


                                
         Ve huzurlarınızda aynam. Baksanıza nasıl da süzüm süzüm süzülüyor.

                                

       
                                               





İşte böyle dostlar. Sanırım bir müddet daha böyle boyayacağım. Derin düşünmemenin en iyi çaresi meşguliyet. Güzel günlerde buluşmak dileğiyle hoşça kalın.



12 Mart 2018 Pazartesi

BAHAR, DENİZ, KUŞLAR...



       Her ne kadar bu sene kış mevsimi yaşamadıysak da bahar kendini yine de özletmiş ki bugün Ünye'nin yaza hazırlandığını görmek beni sevindirdi. Sevincimi yürüyüş yolundan karelerle sizlerle paylaşayım istedim.
 O halde Ünye söylesin sözünü.




                           


                   
                         
                                        


                               




Pekii siz hiç bu şekilde büyüyen pazı gördünüz mü çok ilginç değil mi

Bahar tadında olsun gönlünüz.








3 Mart 2018 Cumartesi


   MİM
   Araya yoğunluklar girince cevaplamakta geciktiğim bir mimle bugün.
    Sevgili İçimdeki Yaz,adıyla mütenasip bir mime beni de layık görmüş. Sağ olsun. Bloğunun adı gibi mime verdiği cıvıl cıvıl cevaplarla ruhumda şöyle bir bahar esintisi,yaz güneşi bıraktığı bir gerçek. Ancak onın cevaplarını okurken dilime bir şarkı geldi yerleşti. "Ben gamlı hazan,sense bahar..." Çünkü o cevaplarda hayata gülümseyerek değil,gülerek hatta belki de kahkaha atarak bakan genç bir yüreğin enerjisi var. Bense çoğu zaman ancak gülümseyerek ve çokça düşünerek bakıyorum hayata tabii seçimlerim de ona göre oluyor.
  O halde Bismillah deyip başlayalım bakalım ne çıkacak ortaya.Ben de içime bir ayna tutmuş olayım.

1.Birlikte dünyayı dolaşmak istediğin?

Yahu daha yurdumu doğru dürüst gezememişim. Dünyayı gezmeye ne zaman sıra gelecek? Ama gezeceksem şu bizim Deliha'yla(Gupse Özay) gezeyim mümkünse.  Çok eğlenceli olur. Yüreği de pırıl pırıl. Daha ne olsun.
 2.Hem eğlenilecek hem evlenilecek kişi:
Sorunun evlenilecek kısmı kalsın. Eğlenceye gelince çok eğlenceli olmasa da ben yoldaşımdan çok memnunum. Hayalen bile yerine başkasını koyamam.

3. Göründüğü gibi soğuk,sert olmayan

Heidi'nin  dedesi hiç de göründüğü gibi değilmiş meğerse. Dış görünüşe aldanmamalı diye boşa dememişler.
4.Birlikte ıssız adaya düşmek istediğin ? 

 Issız adayı boşverelim şimdi,ne işimiz var orada? Bizim  köyler kış vakti ıssız ada zaten. Oraya gitsek de olur.
5.Sabahlara kadar mesajlaşmak istediğin?

 Oooy,burda da mı mesaj! Cümleler bitti da!Kime ne anlatayım şimdi? İlle konuşacaksam kısa bir telefon açayım ben.

6.Battaniyelere sarıp sarmalamak istediğin?

 Çocukları büyüttüm ya yav. Daha ne sarıp sarmalayayım? Ama dur. Balkız var ya şirincik kedicik hani instagramda(balkız_2015)onu sarıp sarmalayıp bebek gibi sevmek vardı şimdi.
7. Birlikte dünyayı yönetmek istediğin?
Ben haddimi bilirim. Ne dünya yönetmesi,evi bile zor yönetiyorum.Şu dengesi bozulmuş dünyayı ancak çok özel bir insan düzeltebilirdi belki. O insan, özü sözü doğru,karakter abidesi, kararlı,insanı anlayan bir insan olmalı.  Bir mucize olsaydı Peygamberimizle(SAV) birlikte yönetmek isterdim dünyayı.
8. Birlikte  baloyoya gitmek istediğin?

Balo bizi bozar. Ben şöyle bir Türk san'at müziği veya tasavvuf müziği konseri alayım.Biz ediyle büdü gideriz, bir güzel mest olur evcazımıza döneriz,olma mı?

  İşte böyle dostlar. Samimi cevaplarım bunlardır. Şükredin ki derin felsefeler yapmadım. O da size bir güzelliğim olsun.

12 Şubat 2018 Pazartesi


ALLAH'IN SESSİZ KULLARI

    Hayvanları uzaktan sevebileceğimi düşünmüştüm hep. Bu ön yargım  babamın arabasının motoruna giren bir yavru kedicikle kırıldı. Köye gitmek onun varlığıyla daha da cazip hale geldi. Büyüdükçe maskaralıkları çoğalıyor kendisini hepten sevdiriyordu. Ancak kediciğimizi kaybettik ne yazık ki. Evde hayvan besleme fikrine hâla sıcak bakmasam da kedicik onlarla ne kadar mutlu olunduğunu bana çok güzel öğretti. Yemekleri özel olarak ayrıldı. İştahsız diye mamalar mı alınmadı,üşür diye karton kutular iyice sarılıp sarmalanıp kalın poşetlere mi geçirilmedi,rahat etsin diye içine minderler  mi konulmadı? Bir evlat sever gibi bağlandık ona.Bizim onu mutlu etmeye çabaladığımızdan fazla mutlu etti bizi. 
Şimdi sarılıp sarmalayamasam da  köpeklere bile dokunabiliyorum artık.Geçen yaz gördüğüm   Tarçın da bunlardan biri oldu. Dünürlerimizin bahçesine kısa bir süreliğine emanet edilmişti. Öyle uysaldı ki "Sev beni."der gibi bakıyordu insanın yüzüne.  O masum bakışa daha fazla kayıtsız kalamadım başını okşadım uzun uzun. Nasıl da mutlu olmuştu. Mutlu olurken bana da  mutluluk aşıladığını  bilmem söylememe gerek var mı Bu gece fotoğraflara bakarken  karşılaştığım kare uzun zamandan sonra  içimi sevinçle doldurdu.
Teşekkür ederim Tarçın sana. 
Yola çıkmışken telefonumun objektifine yakalanmış "Allah'ın  sessiz kulları" nı da bi hatırlamak istedim.

  Anneciğmin mutfak camına konuşlanmış bu güzeller güzeli.

 Bu  sarmanı da Perşembe'de( Ordu'nun bir ilçesi) gezerken yakaladık. Bu kediler cam önlerinde hep biblo gibi mi dururlar?

 Ya bu minişe ne demeli sahibi yıkamış paklamış güneşe çıkarmıştı. Henüz iki aylıktı. Gel de sevme şimdi.
Ya buna ne demeli? Yine köyden bir sevimlicik.

 Rabbim ailece sınavımızı çetin verdi bu sıralar. Kız kardeşimin eşinin aniden ortaya çıkan ve nakil gerektiren hastalığı, Ülkü'mün Hakk'a yürümesi,ardından yurt dışında yaşayan erkek kardeşimin hastalığının nüksedip çok ağır bir ameliyat geçirmesi,yanında olmak isteyip de Amerikan Konsolosluğu'ndan vize vermeyişlerinin şoku hep üst üste geldi. Güzel haber babamın kontrolleri iyi çıkıyor. Rabbim bütün hastalara şifalar versin inşallah. Bu arada şehit haberleri,ülkemizin durumu hepten yüreğimizi yakıyor.
  Bu ahvalde şu hayvancıkların yüzümü güldürüp yüreğimi sevindirmesi onların da birer nimet olduğunu göstermiyor mu sizce de?